Bilim tarihinde yüzyilimizin ilk ceyregi devrimsel atilimlarin birbirini izledigi
firtinali bir dönemdir. Planckin kuantum, Einsteinin relativite kuramlari,
Rutherfordun atom modeli bu atilimlarin baslicalaridir. Bohrun 1913de ortaya
koydugu kuantum atom modeli 1920lerde özellikle genc fizikcilerin ilgi odagi
olmustu. Ne var ki, bu model sorunsaldi; önemli kimi noktalara isik tutmakla birlikte
yeterince belirgin ve tutarli olmaktan uzakti. Üstelik Bohrun kuantum yörüngeleri
dedigi sey icin ortada deneysel kanit da yoktu. Elektronlarin cekirdek cevresinde
döndügü, günes sistemine bir benzetme olmakla kalan bir varsayimdi. Modeli kimi
yönleriyle yetersiz bulan genc fizikcilerin basinda De Broglie, Pauli, Heisenberg,
Schrödinger ve Dirac gibi calismalariyla daha sonra ünlenen seckin adlar vardi.
Bunlar arasinda en büyük atilimin Heisenbergden geldigi söylenebilir.
Heisenberg yirmi dört yasinda iken olusturdugu matris mekanik ve kendi adiyla
bilinen belirsizlik ilkesiyle atom fizigine yeni bir kimlik kazandirir, 1932de Nobel
Ödülünü alir.